Maalesef uzun zamandır yazamıyorum. Sanırım daha uzun bir süre de yazamam. Önümüzdeki Çarşamba, ayın 9'unda, Güney Afrika'ya gidiyorum. Bu yaz aslında İtalya'da olmayı hâyâl ediyordum ama olmadı. İtalya'ya daha sonra da giderim diye düşündüm ve bu Güney Afrika teklifine (arkadaşlardan gelen bir teklif) sıcak baktım.
Uzun lafın kısası hakkınızı helâl edin. Gidip de dönmemek var. :) Güney Afrika bu ne olacağı belli olmaz. Fırsatım oldukça Kelimelerin Soyağacı'nda ve burada yazarım. Tabii Güney Afrika'da internet bağlantısı bulabilirsem. :)
Haydi görüşmek üzere...
Cuma, Temmuz 04, 2008
Güney Afrika Yolcusuyum
Pazartesi, Haziran 02, 2008
Blogumdaki Anahtar Kelimeler
Biliyorsunuz blogumuzun veya sitemizin istatistik bilgilerini almak için Google Analytics veya StatCounter gibi sitelerden yararlanıyoruz. Çok da yararlı oluyor. Ben StatCounter kullanıyorum ve herkese de tavsiye ederim.
Neyse işte geçenlerde "bir bakayım hangi kelimelerle gelmişler bloguma" dedim ve girdim StatCounter'a. Rekor arama kelimesi "mini etek". Google'a "mini etek" yazan Mini Etekli Kaşarlara Şiirler başlıklı yazıma gelmiş. Geldiklerinde mini etekli birini göremedikleri için büyük hayal kırıklığına uğramışlardır eminim. Ama şiirlere de çok gülmüşlerdir diye düşünüyorum.
İkinci kelime ise "Nike 2008" ve benzeri kelime toplulukları. Bu kelimelerle aratanlar da Nike 2008 Yaz Koleksiyonu başlıklı yazıma gelmişler. Ancak o sayfayı açtıklarında bana küfrettiklerini duyabiliyorum. Neden mi dersiniz? Girin siz de bakın. :)
Üçüncü en çok ziyaretçi kazandıran kelime ise "10 parmak oyunları" ve benzeri kelime grupları. Bu yazıma ulaştıklarında bu sefer küfür yerine dua ederler sanırım.
En çok güldüğüm aramanın ekran görüntüsünü aşağıya aldım.
"Şu an âdet oluyorum, çok ağrıyor. Ne yapabilirim?" diye yazmış, gelmiş bloguma ama maalesef dükkanda onun ilacı olmadığı için geri gitmiş. Sanırım kızımız daha yeni âdet olmaya başlamış.
Bakalım daha ne gibi kelimelerle bloguma ulaşacaklar. Bekleyelim, görelim...
Salı, Mayıs 13, 2008
The And 2 Day: Son 2 Gün
Bunu buraya yazmakta oldukça geç kaldım ama neyse artık. Başlığı ilk okuyuşta bir şey anlamamış olabilirsiniz. Gayet normal. Çünkü ben de zor kaptım. :)
Efendim 3 Mayıs Cumartesi günü kolumda sevgilim İstiklâl Caddesi'nde ilerliyordum ki aşağıya ekleyeceğim bende şok etkisi yaratan kermes reklamını gördüm. Kermesi kimin düzenlediğine bakmak aklıma gelmedi. Hemen çıkardım telefonumu çektim bu yüz karasını. "Yüz karası" diyorum niye? Çünkü efendim İstiklâl Caddesi, bizlerin olduğu kadar ecnebîlerin de akınına uğruyor. Bunu gören bir ecnebî benden çok gülmüştür herhalde. Neymiş kermes 2 gün sonra bitecekmiş. Aman bitmeden bir afiş yapalım demişler ve küçükken çizgi filmlerde çok gördükleri "the end" yazısı akıllarına gelmiş sanırım. Ama İngilizce' de aynı şekilde telaffuz edilen "and" bağlacıyla karıştırmışlar birazcık. "The End" olmuş "The And". Kaldı ki "the end" olsa bile yanlış. "The end" burada kullanılmaz ki.
Her neyse onu da geçtik. Sanırım yoldan geçen birine "Abi ya İngilizce "gün" ne demek?" diye sormuşlar. Adam da "day" demiş. Bunlar da gitmiş "2 day" yazmışlar. Bre kara cahiller İngilizce'de çoğul takısı olan bir "-s" vardır. Türkçe gibi düşünüp tekil yazılmaz.
Neyse ya çok güldüm ben. Rezil de olmuşuzdur belki turistlere falan. Madem bilmiyorsun yazma kardeşim ya.
İşte o fotoğraf:
Pazartesi, Mayıs 12, 2008
Mal Beyannâmem
Blogdaşlarımdan Nurum benim malımı mülkümü merâk etmiş ve mal beyannâmemi yazmamı istemiş. Eğer kız falan bulacaksan çeyizimi de yazayım Nurum :)
Recep Hilmi Tufan'ın mal beyannâmesidir.
1. Bir adet Dell Inspiron 6400 dizüstü bilgisayar.
2. Birisi Nokia N73, diğeri Philps Xenium 9@9F olmak üzere iki adet cep telefonu.
3. Bir adet Creative Muvo V100 mp3 çalar.
4. On dokuz çift çorap.
5. Yirmi adet boxer.
6. Sekiz adet gömlek.
7. On dört adet atlet.
8. On altı adet pantolon.
9. Bir adet şemsiye.
10. Yirmi üç adet tişört. (T-shirt değil)
11. On bir adet triko tarzı libas. (Elbise, libas kelimesinin çoğuludur.)
12. İki adet takım elbise.
13. Dört adet kaban, mont...
14. Bir adet dijital fotoğraf makinesi.
15. Birisi Privacy, birisi Avon Imperact ve birisi de Calvin Klein olmak üzere üç adet parfüm.
16. Birisi Privacy, ikisi Avon'dan (modeli aklıma gelmiyor), birisi de Axe olmak üzere dört adet parfüm.
17. Bir adet tekerlekli bavul.
18. Dizüstü bilgisayar için bir adet sırt çantası.
19. Üç adet kemer.
20. İki adet kravat.
21. Çok sayıda kitap, defter, kalem.
.
.
.
Yukarıda zikri geçen mallarımın doğruluğunu teyit eder, kul hakkına girmemeniz için sizleri şimdiden uyarırım. :)
İmza: Recep Hilmi Tufan
Aklıma geldikçe yazarım artık. :)
Ben de Pandora' yı, Bloggerdal' ı, Damacana' yı, MonteCito' yu, Şevval Elif Solmaz' ı, Altuğ Koç' u, Byhnvc' i ve Kalemkeş' i mimliyorum.
Pazar, Nisan 27, 2008
Taze Haberlerim Var
Evet sizlerle paylaşmak istediğim bloglarım ve şahsım hakkında yeni haberler var. Fazla uzatmadan haberlerden haber vereyim ben size.
İlk olarak güzel bir haber vereyim. PCNet dergisi tarafından haftanın sitesi seçilmiş Kelimelerin Soyağacı adlı blogum. Çok sevindim buna. PCNet dergisi çalışanlarına buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Bir de şunu söyleyeyim. Haftanın sitesini lütfen "haftalık" olarak seçin. Niye böyle dedim? Çünkü benden önceki haftanın sitesi 2.5 ay önce seçilmiş.
Kelimelerin Soyağacı blogumun ziyaretçisi artmasına rağmen yorumlarda çok fazla düşüş var. Sanırım bunun tek sebebi bu aralar pek fazla blog ziyaretlerine gidememem. Buradan da anlaşılıyor ki blog ziyaretine gitmezsen yorum da alamazsın. Her şey karşılıklıymış meğer...
Her neyse diğer bir haber ise artık ben de Disqus yorum modeline geçiyorum. Vatana millete hayırlı olsun.
Haydi şimdi çıkmak zorundayım. Peder beyi memlekete yolcu etmem lâzım. Herkese "karşılıksız" bir hayat diliyorum...
Cuma, Nisan 25, 2008
Iş Hayatı Yorucuymuş Ya!
Bugün iş hayatımdaki ilk haftasonu :) 2 gün çalışmama rağmen oldukça yordu beni. Sabahtan akşama kadar bilgisayar ve telefon başında olunca gözlerim, kulaklarım fena ağrıyor. Bir de laftan anlamayan, her lafı tekrar ettirenler yok mu? Haydi onu da geçtim. Oradan oraya aktaranlara gıcık oluyorum. Bütün şirketlerin artık otomatik karşılaması var. Gıcık oluyorum ya. Operatöre bağlanıyorum daha adamın adını söylemeden direk bağlıyor. İyi güzel de bana adam lâzım değil ki. Sadece adamın şirketteki pozisyonunu öğrenip diğer bilgilerini de kontrol edeceğim.
2-3 hafta kadar bu işe devam edeceğim. Çok güzel bir ortam. Bu zaman zarfında siz arkadaşlarımı aksatabilirim. Şimdi peşînen özür dileyeyim de :) Artık haftasonları telâfi ederim. Haydi ben yatayım artık. Gözlerim kan çanağı gibi oldu ya.
İyi geceler sizlere de...
Perşembe, Nisan 24, 2008
İşe Başladım
Suan size ofisten yazıyorum. Evet yanlış duymadınız ofisten. Diyeceksiniz ki "Ne ofisi, sen çalışıyor muydun?" Bugün sabah Andreea aradı. İtalyan Ticaret Merkezi'nde 2-3 haftalık iş varmış. Beni de çağırdı.
İşim kolay masa başında oturup arşiv güncellemesi yapıyorum. Sabahtan beri kulağım telefonda, elim klavyede. Güzel bir ortam aslında. Pek bakamam artık bloglara. Ne de olsa işadamı oldum. :)
Hadi bana kolay gelsin. :) Bir yığın bilgi var güncellenecek.
Çarşamba, Nisan 23, 2008
Piknikteydim...
Bugün 23 Nisan olduğu için okullar tatildi. Her ne kadar 23 Nisan, çocuk bayramı da olsa bize de tatil oluyor. Biz çocuk muyuz ya? :) Her neyse işte fırsattan istifade bizim yurt da güzel bir piknik organize etmiş. Ben de bir bir yazayım artık.
Sabah saat 8:00' de kalktık. Kahvaltımızı yaptık ve 9:00 da 5 araçla hareket ettik. İstikâmet Çatalca'daki İhsaniye Piknik Alanı idi. Varır varmaz dağ-tepe dolaşmaya çıktık İsmail diye bir arkadaşla. Piknik alanından epeyce uzaklara gittik.
1 saat kadar yürüdükten sonra bir kayanın tepesine oturduk. Müzik eşliğinde sohbet ederken bir de baktık ki yerde bir adet külotlu çorap. "Yuh artık" dedikten sonra o bölgeyi keşfe çıktık. Bir adet kadın botu bulduk. Aceleden falan düşürdü herhalde. Diğeri yoktu çünkü. Biraz daha dikkatli bakınca bir adet de geciktirici sprey bulduk. Türk erkeği erken boşalırmış ya çareyi spreyde buluyor artık. Ayrıca her yerde kullanılmış peçete vardı. Ne için kullanıldığını anladınız siz. Orayı mesken hâline getiren birisi olduğu kesin. Çünkü bütün sigara kutuları Muratti' ye ait. Sanırım bu adam en son geçtiğimiz cumartesi hatun atmış oraya. Çünkü 19 Nisan tarihli bir Posta Gazetesi vardı. Aslında ben bu adamdan Bulvar okumasını beklerdim.
Neyse artık geri döndük ve bir güzel mangal ziyafeti çektik. Kuzu şiş, pirzola, dana hepsi vardı. Daha sonra çoğu futbol veye voleybol maçı yaptı. Ben gene İsmail'le bu sefer ters istikâmete keşfe çıktım. Ancak o taraf çıkmaz bir yolmuş. 10 dakika kadar çalılarla boğuşarak gittik ama gerisini getiremedik. Geri döndük ve biraz kestirdik. Oradan ayrılma vaktine kadar uyumuşum. 2 saat önce falan geldik. Duş aldım ve şuan da size yazıyorum.
Bugün orada olan var mıydı acaba? :)
Salı, Nisan 22, 2008
Okuduğum Kitaplar
Yeni blogdaşlarımdan sevgili Meral Alabaz, beni mimlemiş. Mim konusu ise "Kitaplarım" Okuduğumuz, okuyor olduğumuz, okuyacağımız kitapları varsa tarayıcı ile tarayıp eklemek, yoksa da kamera veya telefon ile çekip fotoğrafını koymak. Benim şuanda okuduğum kitaplar aşağıdakiler:


Ben de bu konuyu BloggErdal, Buzcevheri, Damacana, Pandora ve Byhnvc' e gönderiyorum.
İtalyan Kültür Merkezi' nde Konser
Dün okuldan sonra İtalyan Kültür Merkezi'nde konser vardı. Ben unutmuştum. Sınıfımızın prensesi Ezgi, "Ben gitmek istiyorum, sen de gelsene" dedi ve bindik Laleli'den tramvaya. Kabataş'ta indik, oradan da füniküler ile Taksim' e çıktık. Son zamanlardaji favori mekanlarımdan olan İstiklâl' deki KFC' ye girdik. Ben bir tane "Xtreme Menü" aldım. Ezgi ben bitiremem diye "Longer Sandwich Menü" aldı. Oradan da fazla oyalanmadan İtalyan Kültür Merkezi' ne gittik. Biraz bekledikten sonra konser başladı.
İlk defa böyle bir konsere gittim. Keman ve piyano konseriydi. Kemanda Nilgün Ketenci, piyanoda Gülden teztel gerçekten mükemmeldiler. Sırasıyla şu eserleri çaldılar:
Francesco Maria Veracini' den Largo
Arcangelo Corelli' den La Folia
Robert Schumann' dan Sonate La Minor (Mit Leidenschaftlichem Ausdruck, Allegretto, Lebhaft)
Antonin Dvorak' tan Romance
Claude Debussy' den Sonate (Allegro Vivo, İntermede, Finale)
Bunlardan sonra yoğun istek üzerine bir parça daha çaldılar ama onu bilmiyorum. Gerçekten mükemmeldi. Kulaklarımızın pası silindi.
Konserden sonra da Odakule' nin altındaki Collezione' a baktık. Oradan çıktık ve Özsüt' te birer pasta yedik. Sonra da ben Zeytinburnu, Ezgi ise Bostancı otobüslerine bindik ve gece de bitti. :)
Pazartesi, Nisan 21, 2008
Blog Ödülleri' ne Sitem
Biliyorsunuz bugün itibariyle Blog Ödülleri'nde oylama başladı. Ben de oylarımı kullandım. Kazanacakları şimdiden tebrik ediyorum. Yazımın başlığıyla tezat bir yazı yazıyormuşum gibi geliyor size ama değil. Şimdi anlatıyorum sitemimin nedenini.
Biliyorsunuz BÖ' ye kaydolabilmek için birkaç şartın yanında 6 aylık arşiv şartı da var. Ben bunu bilmiyordum ve Kelimelerin Soyağacı adlı blogumu kaydetmiştim. Oylama başlamadan bir gün önce mail geldi ve 6 aylık arşivim olmadığı için beni kabul edememişler. Ben de haklılar dedim ve sesimi çıkarmadım. Ancak bugün oylama için blogları gezerken gördüm ki saçma bir uygulama olmuş. Atıyorum adam 2007 yılının Ocak ayında blogunu oluşturmuş. Ocak ayında 1 yazı, Haziran' da 10 yazı yazmış. Gelmiş Mart ve Nisan'da birkaç yazı yazmış. E şimdi bu adamın 6 aylık arşivi mi olmuş oluyor? Ha pardon 16 aylık oluyor. Hani Ocak 2007' de açmış ya!
Böyle olacağını bilseydim ben de 6 aylığa rahat çıkarırdım. Ben 5 Aralık 2007' de yazmaya başladım o blogu ve şu ana kadar 5 aylık dolu dolu arşivim var. Bunu 6 aylık yapmak Blogger'da hiç de zor değil. Kasım ayına 2-3 yazı atardım al sana tam 6 ay oldu.Olmadı BÖ olmadı!
BÖ' nün oylama sistemi de ayrı bir saçmalık. Adamın çevresi genişse herkese haber salar bana oy verin diye. Üyelik de o kadar kolay ki! Bilemiyorum ama Microsoft'un sponsor olduğu böyle bir organizasyona yakışmayan şeyler bunlar.
Ne diyelim hayırlısı olsun. Umarım gelecek senelerde daha iyi olur BÖ. BÖ' nün organizatörleri bunları duyup da bana karşı kin beslemesinler. Her türlü eleştiriye açık olmaları lâzım bence. Umarım hakedenler kazanır...
Pazar, Nisan 13, 2008
MEB' in Bana Yaptığı
Bir önceki yazımda bahsetmiştim ya hani LGS sonuçları hakkında detaylı bir şekilde yazayım diye. İşte şimdi ondan bahsedeyim biraz.
Efendim ben LGS hakkında fazla bilgilendirilmeyenlerdenim. Derslerim de fena sayılmazdı. Aslında çok iyiydi ama her yıl okul değiştirmek zorunda kaldığım için biraz kötü oldu. Kötü dediysem ortaokul diplomam 4.56 idi yani fazla da kötü sayılmazdı. Her neyse işte yeni okula, arkadaşlara, hocalara alışana kadar zorluk çekiyordum ve notlarım da düşüyordu o dönemlerde. 8. sınıfta Afyonkarahisar'a tayinimiz çıkmış ve ben ilköğretimin son basamağını burada bitirmiştim. Sınıfta yeni olduğum için biraz arka planda kaldım ve bu yüzden hocalar bana pek önem vermediler. Benim gibi zeki birini kaybettiler yani :) Neyse sınava girmeden önce hep Anadolu Öğretmen Liseleri'ni yazdım ama sınav sonucunda bana şaka gibi bir sonuç geldi. Kütahya Anadolu Kız(!) Meslek Lisesi'ni kazandığımı yazıyordu. Ben bu sonuç gelmeden bir hafta önce falan internette Kütahya Anadolu Öğretmen Lisesi'ni kazandığımı okumuş ve sevinçten uçuyordum. Eve böyle bir kağıt gelince peder bey yalan söylediğimi zannederek bana bayağı kızdı. Ya ben kız meslek lisesini yazmadım ki. Yanlışlıkla mı yazdım diye baktım elimdeki tercih listesinin fotokopisine ama yok yanlış bir yer de tercih etmemişim. Neyse gittim internet salonuna ve oradaki sonuca baktım, orada ise Anadolu Öğretmen Lisesi'ni kazandığımı yazıyordu. Hemen çıktısını aldım ve babama götürdüm. Babam da inanınca bana iki sonucun da fotokopisini MEB'e yolladık. Sonuç ne mi oldu?
Bu ülkede hiçbir sorun hâllolmadığı gibi benim mektup da sanırım güme gitti ve ben Afyonkarahisar Cumhuriyet Lisesi (Y. D. A)' ya gittim. Ne dersiniz keşke kız mesleğe mi gitseydim? :)
Merhaba!
İlk yazımda kendimden bahsetmem uygun olacak sanırım. Aslında özet şeklinde profilime koydum ama gene de yazayım ben buraya.
18 Şubat 1988 tarihinde Kütahya ilimizin leblebisi ile meşhur olan ilçesi Tavşanlı'da doğmuşum. Tavşanlı Ovacık İlkokulu'nda 3. sınıfın yarısına kadar okuduktan sonra babamın tayini dolayısıyla bu sefer aynı ilimizin vişne ve kirazıyla ünlü Pazarlar İlçesi'ne taşındık. 3. sınıfın diğer yarısından 6. sınıfın sonuna kadar Pazarlar İlköğretim Okulu'nda okudum. Babamın tayinleri hiç bitmediği için 7. sınıfı da Simav Dört Eylül İlköğretim Okulu'nda okudum. Babam "Artık gurbette çok çalıştık az da memleketimizde çalışalım." dedi ve tayinini Afyonkarahisar'a istedi. Böylece 8. sınıfı da Afyonkarahisar Gedik Ahmet Paşa İlköğretim Okulu'nda okudum. Yani sizin anlayacağınız ortaokulun 3 ayrı sınıfını 3 ayrı okulda okudum.
Şimdiki OKS'nin adı benim zamanımda LGS idi yani Liseler Giriş Sınavı. Sınav sonuçlarında bir terslik oldu onu da bir sonraki yazımda yazarım. Eminim güleceksiniz bana. Bu terslik dolayısıyla liseyi de Afyonkarahisar Cumhuriyet Lisesi' nin (halk arasında süper lise olarak bilinen) Yabancı Dil Ağırlıklı bölümünde okudum. Lise 2' de bölüm olarak yabancı dili seçtim ve şu an İstanbul Üniversitesi İtalyan Dili ve Edebiyatı 2. sınıfta okuyorum. Hazırlık yapmadan kazandım ve bölümümden memnunum. ("O bölümden çıkınca ne olacaksın?" diyenlere ithafen yazdım bunu.)
Bilgisayarla tanışmam 8. sınıf okuduğum yıllara dayanır. İlk oynadığım oyun Midtown Madness, ilk girdiğim internet sitesi Mynet'tir. Bugüne kadar çeşitli forum ve blog işlerinde rol aldım. Şu an ise aktif olan kelimelerin ve deyimlerin kökenlerini yazdığım bir blogum var. Ve de tabii ki şu an okuduğunuz burası var. Bu blogumda kendi hâlimde takılacağım. Umarım uzun soluklu olur.